Written by

Duyduğumda tüylerimi diken diken eden iki ses var çocukluğuma dair: biri akşamüstü evlerin üzerinden geçerken koro halinde öten martılar, diğeri ise kilise çanı. Her saat başı çalmasına rağmen bende iz bırakan hep o serin yaz akşamları…

Neden bilmem, bu sesleri her duyduğumda çocukken koşar camdan dışarı bakardım. İçimi tarif edemediğim bir huzur kaplardı. Belki günün bitişini, belki de en sevdiğim saatlerin başlangıcını müjdeliyorlardı.

O saatlerde dedem gelirdi eve.

Uzun yıllar Nişantaşı’nda anneannem ve dedemle yaşadım. Dedem benim çocukluk enerjimdi. Kim bilir, belki de şu alemci ruhumu ona borçluyum.

Gençliğinde az can yakmamış bizimki. Uzun boylu, iri yapılı, Kırım asıllı. Anneannem ise tam tersi; kısa boylu, klasik Akdeniz tipinde, İspanyol asıllı bir kadın.

Dedem gece hayatını, gezmeyi, eğlenmeyi çok severdi. Arkadaşlarıyla yurtdışı gezileri düzenler, hafta içi akşamları ise kendine küçük bir çilingir sofrası kurardı. Beni de yanına oturturdu. Kısacası, rakı sofralarına alaylı yetiştim.

İçkisini içer, anılarını anlatır, şarkılar söylerdi. Ben de küçücük halimle ona hayran hayran bakar, kendi çapımda eşlik etmeye çalışırdım. Anneannemle bu yüzden sık sık tartışırlardı:

“Çocuğa kötü örnek oluyorsun,” derdi anneannem.

Yalan da değil… örnek oldu. Ama kötü değil. Tam tersine, birçok şeyi kıvamında ve usulüyle öğrendim onun sayesinde.

Dedem benim idolümdü belki de. Onunla İstanbul’u gezerdik; bana şehrin tarihini anlatırdı. Anneannemin izin vermediği parklara götürür, ben terden sırılsıklam olana kadar diğer çocuklarla koşturmama izin verirdi.

Aslında şanslıydık biz.

Ben sosyal medyayla büyümedim. Sokakta oynadığım, kanlı canlı arkadaşlarım vardı. En büyük lüksüm okuldan sonra çizgi film izlemekti. Hafta sonları ise mutlaka ailecek doğaya giderdik: piknik, yürüyüş… Kışsa kayak.

Annem beni oyalamak için elime iPad ya da iPhone vermezdi. Alışveriş merkezlerinde sürüklenerek büyümedim.

Şimdi bakıyorum da… Daha ufacık çocuklar, bebek arabalarında, havasız AVM’lerde büyüyor. Özel okul taksitleri, marka kıyafetler, estetikler arasında sıkışmış hayatlar… Görüntüde çocuklarının geleceğini düşünen ama onları çoğu zaman sadece akşamdan akşama birkaç saat görebilen anne babalar.

Bir de giderek artan bekar ebeveynler.

Sanki bazı imzalar sadece “çocuk yapmak” için atılıyor. Sonra insanlar birbirine katlanamayınca mutluluğu başka yerlerde arıyor. Ortada ise bir nesil kalıyor.

Ben karşıyım.

Hafta sonlarını AVM’de geçirmeye, sırf rahat diye tercih edilen sezaryenlere, tabletlerle büyüyen asosyal çocuklara, sadece çocuk yapmak için kurulan evliliklere, her şeyin maddiyata indirgenmesine, gerçek değil suretlerimizle kurulan ilişkilere…

İyi olan her şey sanki yavaş yavaş ölüyor.

Dedem ve anneannem gibi.

Betty teyze gibi.

Arkadaşımın kedisi gibi.

İçimdeki çocuk gibi.

“Her şey dönüyor ve etrafındaki bütün masumiyeti yok ediyor.”

— Umay Umay


ZeynTalks sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

ZeynTalks sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

ZeynTalks sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin